Çok Şükür Nihayet Arabulucuyum!

Çok Şükür Nihayet Arabulucuyum!

ÇOK ŞÜKÜR NİHAYET ARABULUCUYUM!!!

Son onbeş yıl süresince kim sorarsa sorsun (Buna kızım da dahil) SAKIN HUKUK FAKÜLTESİNE GİTME deyip durmamın nedenini nihayet anlamış bulunmaktayım. 
Gerçi, 
-Ya acaba bizim çocuk hukuk'a mı gitse, acayip çenebaz bir de menfaatperver sorma gitsin... 

minvalindeki lakırdılar  tercih sebebi olarak bana pek doğru gelmediğinden de öyle yapmış olabilirim. 

Şu anda kesin karar veremiyorum ama nereden bakarsanız 27 (yazıyla da yirmiyedi) yıldır avukatlık yaptığım ve son yıllarda bu işi adeta zorla sürdürdüğüm gerçeğini değiştirmem mümkün değil. 

Hızlı avukatlık kariyerim son derece başarılı skorlarla devam eder iken 2012 yılında "Arabuluculuk" diye bir kavramla adeta çarpıştık. Aslında kendisi hukuk dünyasının orta yerine düşüverdi. Allah allah bu ne biçim bir şey yenir mi içilir mi derken arabuluculuk sınavları açıldı, eğitimleri yayıldı ve sonuç: TÜRKİYE'DE ARABULUCULUK NEREDEYSE HER ALANDA UYGULANIR OLDU.

Bu hafiften gayriciddi girişe aldanmayın lütfen. Arabuluculuk son derece ciddi bir iş. Arabulucu olmak ondan da ciddi bir iş. Bu yazının amacı da bu son derece önemli kurumu ve bu işe gerçekten baş koyanları  kendi bakış açımla sizlere aktarmak.

Aslına bakacak olursanız önce pek de önemsemediğim arabuluculuk kurumunun önemini taraf vekili olduğum bir davanın arabuluculukla (O zaman bunun Arabuluculuk olduğunu bilmesem de) çözülmesi sonunda fark ettim. Adeta aydınlanma gibi bir şey. Ya da tünelin ucunda ışığı görmek gibi. Neyse abartmayayım da kısaca anlatayım. 

Müvekkilim mal sahibi olduğu arsanın üzerine apartman dikme amacıyla bir müteahhitle anlaşmış ve sonra "yaşasın köşeyi döndüm" sevinciyle koşarak  noter ve tapuda gereken her şeyi imzalamıştı. Ancak apartman verilen süre içinde (Biraz da müvekkilin aşırı talepleri nedeniyle) yapılamayınca bu kez dava açmak üzere koşarak benim büroma geldi. Elbette davalar ardı ardına açıldı, tespitler yapıldı, taraflar gardlarını alıp saldırıya geçtiler. Tedbirler havada uçuşmaya başladı, icra işlemleri, hacizler ardı ardına geldi. Bu sırada aradan iki yıl geçmiş, inşaat yarım kalmış ve bina tabiri yerindeyse kimseye yar olmamıştı. 

Duruşmalardan birini daha bitirip 3 ay erteleme aldıktan sonra  karşı tarafın vekilinden bir teklif geldi.  Meslektaşım  sulh olmak istediklerini ve karşılıklı oturup konuşulmasının mümkün olup olmadığını sordu. Daha önce sulh olmak bir yana karşı tarafla görüşmeye dahi  yanaşmamış olan müvekkil, uzadıkça uzayan davalardan bıkmış olsa gerek teklifi kabul etti. Ancak nerede ve ne şekilde görüşüleceği hususu sorun oluyordu. Herkes görüşmenin kendi bürosunda yapılması konusunda ısrarlıydı. Nereden aklıma geldi bilmem; her iki tarafı da tanıyan, olayları bilen ve tarafların güven duyduğu üçüncü bir kişinin bürosunda buluşmayı teklif ettim. Taraflar kabul ettiler. Uzatmayalım o büroda anlaşma sağlandı. Yapılan anlaşma sonucunda tüm davalara son verildi ve inşaat devam ederek bitirildi. Tarafların anlaşabilmelerinin püf noktası ise konuşabilmeleriydi.

İşte bu sonuç düşünmeme sebep oldu. Eğer benim büromda buluşulsaydı, diğer taraf kendini zayıf hissedecek ve farklı bir tavır sergileyebilecekti. Aynı şekilde karşı tarafın bürosuna gidilseydi bu kez de müvekkilim kendisini rahat hissetmeyecek ve rahatlıkla imzaladığı sulh sözleşmesini imzalamayabilecekti. Taraflara eşit mesafede, güvenilir üçüncü bir kişinin varlığı anlaşmanın anahtarı olmuştu. Bu deneyim beni arabuluculuğa yönlendirdi. 

Gerçek anlamda alternatif bir adalete erişim yöntemi olan arabuluculuk çok önemli bir misyona sahiptir. Adalete erişim sürecinin büyük bir açmazda olduğu tartışmasız olan  ülkemizde, kamu vicdanının ötesinde, bireysel adalet hissinin tatminini hedeflemektedir.  Toplumsal barışın yerleşmesi ve ayrıca kişisel gelişim açısından da büyük önemi vardır. Zira kendi kararını verebilmek birey olmayı gerektirmektedir.  Arabuluculuk sürecinde taraflar adeta dönüşüm geçirmekte ve empati yolu ile kendi pozisyonunu da yeniden değerlendirebilmektedir. Ancak taraflara bu yolu açan kişinin yetkinliği tartışmasız büyük önem taşımaktadır. 

Kendi adıma arabulucu olmanın ağır sorumluluğunu omuzlarımda hissediyorum.  Farkında olduğum ve hiç farkında olmadığım kişilik özelliklerimi düşünmeye ve kendimi tanımaya çalışıyorum. Bu süreçte, hiç önemsemediğim ve hatta zayıflık olarak gördüğüm "duygular" hayatımda önemli bir yer tutmaya başladı. Mesleğin ahlakı tarafımca yaşam mottosu olarak kabul edildi. Psikoloji, iletişim alanında okumadığım kitap kalmamasını amaçlıyorum. Hatta başkalarının benden önce okuduğu kitapları kıskanıyorum. Nihayet eşimin, çocuklarımın dilinden anlıyorum. 

Yine abarttın diyebilirsiniz ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim; TANRIM, ÇOK ŞÜKÜR NİHAYET ARABULUCUYUM...

Efsun Matur
Arabulucu 
 

YORUMLAR